ترجمه منظومه دوم "حيدربابا گلديم سنى يوخليام " به زبان استانبولی
ترجمه منظومه دوم "حيدربابا گلديم سنى يوخليام " به زبان استانبولی
1 Haydar Baba, geldim ki seni yoklayayım,
Bir daha yatayım kucağında uyuyayım,
Ömrü kovalıyayım, belki burda haklayayım,
Çocukluğa diyeyim bize gelsin bir,
Aydın günler ağlar yüze gülsün bir.
2 Haydar Baba, çektin beni getirdin,
Yurdumuza yuvamıza kavuşturdun,
Yusufunu çocuk iken kaybettin,
Koca Yakup kaybolmuşsam da bulmuşsun,
Kovalayıp kurt ağzından kapmışsın.
3 Gidenlerin yeri burda, görünüyor,
Hanım Nenem ak kefenini bürünüyor,
Arkamdadır, nereye gitsem, sürünüyor:
Yavrum geldin mi? Niye böyle geç geldin?
Sabrım seninle güreşti, sen kuvvetli geldin.
4 Benim gördüğüm kervan çatıp göçmüştür,
Ayrılığın şerbetini içmiştir,
Ömrümüzün göçü burdan geçmiştir,
Geçmiş gitmiş gider gelmez yollara,
Tozu konmuş bu taşlara, çalılara.
5 Burda tatlı hatıralar yatmışlar,
Taşlar ile başı başa çatmışlar,
Āşinalığın taşını bizden atmışlar,
Ben bakınca kalkıyorlar, bakıyorlar,
Bir daha yatıp yandırıyorlar, yakıyorlar.
6 Kabilemiz burda kurmuş ocağı,
Şimdi olmuş kurtların kuşların yatağı,
Güneş batınca söner bütün çerağı,
"Bir belde ki orda arkadaş yoktur,
Develerden ve ceylanlardan başka".
7 Zaman geçiyor, ufuklarda toz kalıyor,
Kervan gibi uzaklarda toz salıyor,
Duman geliyor, yürekleri bürüyor,
Yürek diyor: Zaman geçme, aman, dur,
Geçenlerde gözüm var, bir dayan, dur.
8 Zamanın değirmeni dönüyor,
Mahluk onun dişlerine fırlatılıyor,
Bek ki yine beşer nasıl aldanıyor,
Daima fakat neşe umuyor kendisine,
Kabri görüyor, toz kondurmuyor yüzüne.
9 Eskilerin kep kemiği çekilmiş,
Kurtulanın çul çuhası yırtılmış,
Molla İbrahim tam erimiş bitmiş,
Şeyhelislām yerinde kalmış, kıvraktır,
Nevruz Ali kaçak geçmiş, kahramandır.
10 İhtiyarların yetmiş kefen çürütmüş,
Gençleri dünya gamı susturmuş,
Kızlar gelinler vücutlarını eritmiş,
Rahşende'nin torun tutuyor elini,
Nene Kız'ın damadı, gelini.
11 Çok şükür ki yine geldik görüştük,
Yitenlerden bitenlerden soruştuk,
Küsmüştük de Allah korsa barıştık,
Bir daha görüşme kısmet ola, olmaya,
Ömürlerde fırsat ola, olmaya.
12 Burda hayal meydanları geniştir,
Dağlar taşlar bütün benimle tanıştır,
Görünce beni Haydar Baba konuştu:
Bu ne sestir sen āleme salmışsın,
Gel bir görelim, kendin nerde kalmışsın.
13 Deve tahtıyla bu çaydan çok geçmişiz,
Bu çeşmelerden ne sular içmişiz,
Bu yoncalıklarda kesip biçmişiz,
Keçileri gıdıkladığım günlerim,
Keçi gibi oynakladığım günlerim.
14 Bu harmanda "aradan hayır" oynardık,
Kümeleşip karınca gibi kaynardık,
Yavaş yavaş bahçelere dökülürdük,
Ağaçlardan çelik çomak keserdik,
Bekçinin korkusundan titrerdik.
15 Bu tavlada sarı inek doğururdu,
Hanım Nenem inekleri sağardı,
Ana kokusu damdan duvardan yağardı,
Ben buzağıyı kucaklardım ki kaçmasın,
Derdi: bak bakraç dolsun, taşmasın.
16 Bu damlarda pek çok çizgi çizmişim,
Çocukların aşıklarını yutmuşum,
Kurşunlu baş aşık alıp satmışım,
Çocuk nasıl bir hiç ile neşelenir,
Şimdi bizim gamımızı almıyor dünyalar.
17 Mektep duruyor, çocuklar ders alıyorlar,
Hay yazıyorlar, hay bozuyorlar, yalıyorlar,
Molla İbrahim, kendisi, evi duruyorlar,
Ama bizim arkadaşlardan kalan yok,
Bunlardan bir bizi hatırlayan yok.
18 Bir vakitler bu mektep işler idi,
Bir Müseyyib, bir Memdesen var idi,
Biri öğretmen muavini, biri sporcu idi,
Hoca bizimle oynamağa giderdi,
Kendisi bize oynamak öğretirdi.
19 Dedim yavrum o Memdesen ne olmuş?
Mālum oldu, körpe delikanlı ölmüştür,
Ne var ne var, burnundan kan gelmiştir,
Bir yel esiyor, bakıyorsun Memdesen yok,
Bu köyde bir burun kanını kesen yok.
20 Dedim söyleyin Müseyyib'e ne geldi?
Gulam, gördüm, ağlar göz ile güldü,
Dedi o da pahalık düştü öldü,
Dedim yazık bizimle mahsul bölenler,
Bitiminde açlarında ölenler.
21 Bu mektepte şiirin balını tatmışım,
Hocanın ağzından kapıp yutmuşum,
Bazı bir de hocayı aldatmışım,
Başım ağrıyor diyip kaçıp gitmişim,
Bahçelerde gidip gözden kaybolmuşum.
22 Paydos olunca mektepten çıkardık,
Hücum edip birbirimizi sıkardık,
Yolda her ne çıksa vurup yıkardık,
Çouk deme, ipini koparmış dana de,
Bir dana da deme, elli dana de!
23 MelikNiyaz kayıplara karışmış yokolmuş
Emir Aslan kalp sektesi ile yıkılmış,
Herkes kaçmış, bir derede sıkılmış,
Ekmek derdi çıkmış halkın talihine,
Herkes düşmüş kendi canının derdine.
24 Köydür, yazık, çerağ bulmuyor yandırsın
Göreyim sizin elektriğiniz kalsın merete,
Kim bu sözü erbaplara anlatacak,
Nedir yani bu milletin günahı,
Tutsun sizi göreyim mazlumların āhı.
25 Ne alıyorsa pahalı veriyor fiyatı,
Ucuz fakat ekicinin zahmeti,
Bitenden fazla biçenin ücreti,
Köy çocuğu gidiyor ki yolda çalışsın,
Orda belki şekeri bulsun, dişlesin.
26 Köydür, gelin gibi dünyayı süsler,
Kendi kadını yamayı yamaya ekler,
İğne süsler halkı, kendisi çıplak gezer,
Şimdi de yine çarşafları adi kumaştır,
Çocukların kışın bacağı çıplaktır.
27 Bu bahçede aş teresi ekerdik,
Hay su açıp evleğe göz dikerdik,
Çıkar çıkmaz derip çorbaya dökerdik,
Tere otları kaşıklardan sarkar,
Yağlı desem kuru ağzın ıslanır.
28 Bu yamaçlarda kuzuları yayardık,
Akmasınlar yıldız gibi sayardık,
Kuş kovanı çekip taşa dayardık,
Kuş kovan da öyle bil ki domuzdur,
Kurt uzaktan der muhakkak çobandır.
29 Hanım Nene'min hasta olduğu yıl idi,
Kış var iken fırtınaydı, yel idi,
Kış da çıktı yağış idi, sel idi,
Yükü dengi hay çatıyorduk ki gidelim,
Sel fışkırmış, mecburduk ki dönelim.
30 Nisan geldi biz de düştük yağışa,
Kim başarır seller ile boğuşa,
Hey diyorduk belki yağış diner,
Bala Kişi faytoncumuz gelmişti,
İmamiyye kahvesinde kalmıştı.
31 Bu tarlada gidip gözden kaybolurduk,
Ateş yakıp sütlü mısırları pişirirdik,
Söyleyip gülmek muradına ererdik,
El de gülsün, muradına erişsin,
Yüreklerin yaraları bitişsin.
32 Yükçüler burda yük taşıyordu,
Bu küllükten eşekler tırmanıyordu,
Seller gibi nimet aşıp taşıyordu,
Her ne iş deseydin bir kimseye görürdü,
Can dermanı isteseydin verirdi.
33 Şimdi beşer aç kurt gibi kana susamış,
Çömelerek göz parlatıp duralamış,
Bakıyorlar ki görsünler kim yıkılmış,
Dökülsünler onun leşini yırtsınlar,
Herkes bir diş ensesinden koparsınlar.
34 Haydar Baba, sende defineler var,
Dağlar emaneti, hazineler var,
Ama sana benzer de sineler var,
Bu sineler dağlar ile konuşuyor,
Dağlar gibi gökler ile konuşuyor..
35 Bak nerden ben sana saldım nefesi,
Dedim döndür sal āleme bu sesi,
Sen de güzel anka kuşu yaptın sineği,
Sanki kanat verdin yele, rüzgāra,
Her taraftan ses verdiler sesime.
36 Haydar Baba, seni vatan bilmiştim,
Vatan diyip baş kaldırıp gelmiştim,
Seni görüp göz yaşımı silmiştim,
Halbuki tam gamlı gurbet sendeymiş,
Kara zindan, acı şerbet sendeymiş.
37 Kim kaldı ki bize bıyık burmadı,
Alttan alttan bize tuzak kurmadı,
Bir mert oğul bize imdat etmedi,
Şeytanları kucaklayıp gezdiniz siz,
İnsanları çiğneyip ezdiniz siz.
38 Duvar yükseldi, güneş bize vurmadı,
Zindan karardı, göz gözü seçmedi,
Gündüz gözü benim lāmbam sönmedi,
Sel de bastı evimiz dolup göl oldu,
Pek çok zavallının evi dönüp çöl oldı.
39 İlk önce beni istikbal ettiniz,
Sonra dönüp işimde ihlāl ettiniz,
Kendi zannınızca üstadı iğfal ettiniz,
Zararı yok, geçer gider, ömürdür,
Kış da çıkar, yüzü kara kömürdür.
40 Benim yolum muhabbet caddesiydi,
Son sözlerim Hakkın iradesiydi,
Muhabbetin elçilik sözüydü,
Yoksa bende bir kimseye garaz yok,
Siyaset adlı bende bir maraz yok.
41 Hak ne diyor, küfre karşı gitmeyiniz,
Nurdan çıkıp zulmet içinde kaybolmayınız,
Fırıldağa topaç gibi bitmeyiniz,
Gördünüz ki olmadı küfrün dibi,
Para da verse, almak için dikmiş cebi.
42 Şeytan bizim kıblemizi çevirmiş,
Allahın dediği yoldan bizi döndürmüş,
Yılanlı çeşmeye bizi göndermiş,
Minnet yüklüyor ki arkınız nehir olmuş,
Biz görüyoruz, sular bize zehir olmuş.
43 Haydar Baba, şikāyetten ne çıkar,
Zulmün evini sabır ve tahammül yıkar,
Derviş olan sabrın elini kuvvetli sıkar,
Gel dönelim, çıkalım Ağa Düzü'ne,
Geçelim yine muhabbetin sözüne.
44 De ki çocuklar birbiriyle iyi geçinsin,
Belki bu kış bir daha dönüp yaz olsun,
Çaylar çimenler ördek olsun, kaz olsun,
Biz de bakıp ferahlanıp bir uçalım,
Kırık dökük kanatları bir açalım.
45 Bu bahçeden erikleri dererdik,
Kış adına çıkıp damda sererdik,
Hay da çıkıp yalandan çevirirdik,
Kış yiyeceğini yazda yiyip doyardık,
Bir hayli de minnet halka yüklerdik.
46 Evler duruyor, ev sahibi yok, kendisi,
Ocakların ancak ışıldıyor koru,
Gidenlerin az çok kalmıştır sözü,
Bizden de bir söz kalacak, ay aman,
Kimler bizden söz açacak, ay aman.
47 Bizden sonra kürsülerin etrafında,
Köyün masallarında, söz ve sohbetinde,
İhtiyar nenenin çakmağında, kavında,
Haydar Baba kendisini katar sözlere,
İçki gibi mahmurluk verir sözlere.
48 Āşık der ki bir nazlı yar var imiş,
Aşkından tutuşup yanar var imiş,
Bir sazlı sözlü şehriyar var imiş,
Ateşler sönmüş, onun ateşi sönmemiş,
Felek dönmüş, onun çarkı dönmemiş.
49 Haydar Baba, alçakların köşk olsun,
Bizden sonra kalanlara aşk olsun,
Geçmişlerden gelenlere meşk olsun:
Evlādımız mezhebini inkār etmesin,
Her içi boş sözlere aldanmasın.